30 Nisan 2015 Perşembe

YABANCILAŞMAK



 Yaşamla ve hatta kendinle aranda hep bir mesafe taşımak...bu kimileri için daha görünürdür. O hep sessiz sakin bir yaşam sürer, etliye sütlüye karışmaz, insan içine pek girmekten hoşlanmaz. Başkaları da onu hep böyle tanımlar. Fakat kimileri şaşalı yaşamayı sever, çok arkadaşı vardır, çok başarılıdır, hep bakımlıdır, hobileri vardır, spor yapar vs. Hayatının teması "çok"lar ve "en"lerdir. O hep herşeyin en çoğuna ve en mükemmeline sahip olmak zorundadır. Zorundadır çünkü diğerlerinin onu ancak böyle kabul edip seveceklerine inanır. Çünkü büyürken hiç koşulsuz bir kabul ve sevgi almamıştır. Dolayısıyla buna ulaşmanın tek yolu hep mükemmel şekilde parlak olmaktır. Başkalarının kabul ve onayı o kadar ön plandadır ki aslında kendisi yoktur ortada. Diğerlerinin beklentilerinin esiridir o. İşte asıl yabancılaşma bu değil midir?

                                                                 
                                                                   Uzm. Psk. Hülya Macit
                                                                    www.hulyamacit.com
                                                                    

28 Nisan 2015 Salı


          


 Genel olarak toplumda zeka geriliği ebeveynler için utanılacak bir durumdur. Bu yüzden de bir an önce bunun çareleri aranarak bu istenmeyen durumun çok da dallanıp budaklanmadan ve duyulmadan halledilmesine yönelik girişimlerde bulunulur. Fakat diğer uçtaki üstün zekalı çocuklar aileler için gurur kaynağı olarak algılanır. Malesef bu algı bu çocukların da desteklenmesi gerektiği gerçeğinin göz ardı edilmesine sebep olabilmekte. Oysa ki tıpkı normal IQ nun altındakiler gibi üstünde olanlar da toplumun genelinden farklılıklarına bağlı olarak sıra dışıdırlar ve bu sıra dışılıkları onlarda da uyum sorunlarına sebep olur. Onların da desteklenmeye ve özel eğitime ihtiyaç duyduğunu unutmamak lazım. 

Berat Hazıray'ın aşağıdaki yazısı üstün zekalı çocukları ve karşılaştıkları güçlükleri tanıtmak adına oldukça faydalı bir yazıdır.

Öğretmenler ve aileler için üstün yetenekli çocukları tanıma kılavuzu

Merhaba, bu yazımda geçen yıl gittiğim “Üstün Yetenekli Çocuklar” konulu eğitimin notlarını sizlerle paylaşacağım. 12 Hafta süren bu eğitimden çok şey öğrendim. Hem üstün yetenekli öğrencileri olan öğretmen arkadaşlarım, hem de üstün yetenekli çocukları olan anneler için bu paylaşımın faydalı olacağını düşünüyorum.

“Eşit olmayanlar için, eşit muamele yapmak, en büyük eşitsizliktir.”

Ülkemizde çoğu zaman “üstün zeka” olarak ifade edilen bu kavram, maalesef tam anlamıyla söylemek istediğimizi anlatmıyor. Aslında “Üstün yetenek” demek çok daha doğru.
Zeka, elle tutulup, gözle görülmeyen fakat var olduğuna inanılan bir güçtür. Doğuştan gelir. Bunun yanında, belli dönemlerde belli noktaları kaçırmamak gerekir. Uygun şartlar ve uyarıcılar zekayı besler. (aile, okul ve kitle iletişim araçları)
Yapılan gözlemler gösteriyor ki beyin gelişiminde zamanlama da çok önemli. Beyni zamanında uyarılan çocuklar daha iyi ve kolay öğreniyorlar. Çocuklar için 0-6 yaş dönemi çok kritik bir dönem. O dönemde öğrenme kapasiteleri çok yüksek. (Bizden dört kat daha fazla).

Üstün zeka nedir?

  • Zekâ testlerinde 130 IQ puanı geçen kişiler üstün zekâlı olarak kabul edilirler.
  • Üstün zekânın rakamlarla belirlenmesinin çok zor olduğuna inanılır.
  • Üstün zekâ, genel zihinsel, özel akademik, yaratıcı-üretken, liderlik sanat veya psikomotor alanlarında üstün özellikler göstermek olarak tanımlanır.
  • Yirmi birinci yüzyıla yaklaşıldıkça üstün zekâ tanımları daha da liberalleşti, “üstün zeka” “üstün yetenek” olmaya başladı.
  • Amerika Birleşik Devletleri Üstün Zekâlı Çocuklar Ulusal Konseyi üstün zekâlı çocuğu;  “ Bir ya da daha fazla alanda olağanüstü performans gösteren veya olağanüstü potansiyeli olan birey” olarak tanımlamıştır.
  • Bilim ve Sanat Merkezleri Yönergesinde ise “Üstün veya özel yetenekli çocuk, özel akademik alanlarda veya zekâ, yaratıcılık, sanat ve liderlik kapasitesi yönüyle yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve bu tür yeteneklerini geliştirmek için okul tarafından sağlanamayan hizmet veya faaliyetlere gereksinim duyan çocuktur.” diye tanımlanmıştır.
  • Üstün zekânın tanımı konusunda henüz evrensel düzeyde bir tanıma ulaşılmış değildir.

6 Tip üstün yetenekli çocuk var!

  • Başarılı üstün zekalı çocuk – Küçük yaşta desteklenmiş, sistemi biliyor, keşfedilen ideal öğrenciler
  • Yaratıcı/ hırçın – İnatçı, alaycı, otoriteyi sorgulayan, riskleri seven ve olumlu davranmayan
  • Saklı bahçe – Potansiyelini saklayan, güvensiz, endişeli, bir anda başarı düşüklüğü yaşayabilir.
  • Okulu bırakanlar – Agresif, akademik başarılı değil, geç tanınır, özel yetenekleri var ama okul onları takdir etmiyor.
  • İki kere tanımlanmış – Üstün zekaya ek olarak öğrenme güçlüğü ya da fiziksel engelleri var, parlak fikirliler, dağınıklar, çok stresliler, 2dk. yerinde oturamazlar, defter tutamazlar, toplum dışlıyor, okulu bırakabilirler.
  • Otonom öğrenciler – Sayıları az, okul başarısı yetmiyor, okul sadece bir araç, öğrenmeyi seviyorlar, bize ihtiyaçları yok, erken yaşta üst düzey başarılar sağlıyorlar.

Üstün yetenekli diye tanımladığımız çocukların özellikleri neler?

  • Sağlık açısından normalin üzerinde bazı özellikler gösterirler. ( Kokulara, seslere daha duyarlıdırlar)
  • El göz koordinasyonları ve refleksleri daha gelişmiştir.
  • Küçük yaşta bazı ağır kavramları sorgularlar. (Ölüm)
  • Mantıksal muhakemeler kurabilirler.
  • Problem çözme becerileri gelişmiştir. (Karmaşık problemleri kolaylıkla çözerler.)
  • Yaratıcı düşünürler. (Sınıf ortamını zorlayan fikirleri olabilir.)
  • Ayrıntıları görürler, onlar için detaylar önemlidir.
  • Sayılar, matematik ya da okumaya yatkındırlar.
  • Yazarken sıkıntı yaşayabilirler çünkü çok hızlı düşünürler.
  • Okumayı öğrenirken ses temelli öğretim yerine, cümle temelli öğretimde daha başarılı olurlar.
  • Hafızaları çok kuvvetlidir.
  • Çok fazla meraklıdırlar ve çok soru sorarlar. ( Amaçları konuyu dağıtmak değildir, fakat hep öyle algılanır.)
  • Sözcük hazineleri çok fazladır.
  • Zaman kavramı erken gelişir. ( Saati çabuk öğrenir ve zamanı hissederler.)
  • Mekan duyguları gelişmiştir. ( yer, yön, sağ, sol…)
  • İki işi aynı anda yapabilirler.( Dinler ve bir yandan da resim çizebilirler.)
  • İçten denetimlidirler. Yapmak istiyorlarsa yaparlar.
  • Empati yetenekleri gelişmiştir.
  • İkna güçleri yüksektir.
  • Dikkat süreleri uzundur.
  • Gelişmiş bir mizah yetenekleri vardır.
  • Yüzsek amaç ve idealleri vardır.

Üstün yetenekli çocukların yaşadıkları başlıca sorunlar nelerdir?

  • Öğretmenleri onları ukala bulabilir.
  • Arkadaşları dikkat çekmek istediklerini sanabilirler.
  • Müfredatın %35 – %50’sini bilerek gelirler.
  • Eğitim sistemindeki tekrarlardan sıkılırlar. ( Kendi öğrenmelerinin hızında eğitim alamadıkları için okuldan nefret edebilirler. Hatta fark edilip ona göre bir farklılaştırma yapılmazsa eğitim hayatlarını bırakabilirler.)
  • Spesifik geri bildirimler beklerler.
  • Düşüncelerini ifade ederken sözlerinin kesilmesinden çok rahatsız olurlar.
  • İlgi ve merakları çok fazla olduğu için maymun iştahlı oldukları düşünülebilir.
  • Okul kuralları ve öğretmenlerini çok sorgularlar.
  • Yaşıtlarından çok büyük çocuklarla ve yetişkinlerle arkadaş olmak isterler.
  • Bağımsız olmak ve tek çalışmak isterler. ( Zaman zaman buna izin verilmeli. Sürekli gruba dahil edilmeye çalışılmamalıdır.)
  • Özgüvenleri ya çok yüksek, ya da çok düşük olurlar. ( Çevre ve öğretmen çok önemli)
  • Haksızlığa hiç tahammülleri yoktur.
  • Mükemmeliyetçidirler.
  • Dünyaya karşı duyarlıdırlar.

25 Nisan 2015 Cumartesi



Tek "Duygu" ile koskoca bir "Hayat"..........


Sadece tek bir duygu hissederek bütün bir hayatı yaşayabilen insanlar var mıdır?
Cevap: Evet vardır.
Hepimizin hayatında bunu çağrıştıran karakterler eminim ki vardır. Ama az ama çok. Bu karakterler "öfke" dışında başka bir duygu pek hissetmezler."Suçluluk" veya "hüzün" gibi daha olgun mertebeden duygular deneyimlememişlerdir. Aslında başka duyguları elbette tanırlar. En iyi tanıdıkları hatta asla karşı karşıya gelmek istemedikleri hayal kırıklığı, korku, çaresizlik, ümitsizlik......Bu duyguları deneyimleme süreleri bazılarında "hiç" bazılarında mili saniyedir.......Mili saniyeler içinde bu duyguların üzeri kapatılır......öfke ile ambalajlanır. Sonuçta elde var yine ÖFKE. Öfke ve onun kardeşleri; nefret, kıskançlık, haset.....

Arkalarında bıraktıkları leşlerin haddi var hesabı yoktur pek tabi......ama bunun için üzülecek halleri mi var? Onu da leşler düşünsün.....

        Uzm. Psikolog Hülya Macit     

                                                                                                         www.hulyamacit.com
                                                                                                                    
   

24 Nisan 2015 Cuma

 






         Unutmayın ki.........







                                                                                                               www.hulyamacit.com
                                                            

23 Nisan 2015 Perşembe



"Ne yaşantıladığımızdan çok, yaşantıladığımız şeyi nasıl algıladığımz yönetiyor ilişkilerimizi".


Kişinin "kendini" nasıl algıladığı, "ötekini" nasıl algıladığı, "kendi ve öteki arasındaki etkileşimi" nasıl algıladığı onun ilişki senaryosunu belirler. Her etkileşimde -özellikle de uzun soluklu yakın ilişki içinde olunan kişilerle- bu senaryo aktifleşir. Bu senaryoda ötekine verilen rol zaten başından bellidir. Sırada sözel ve sözel olmayan mesajlar yollayarak onu senaryodaki role hazır hale getirmek vardır. Sonuçta rol oynanır -oynatılır- ve senaryo pekiştirilir. "Ben zaten böyle olacağını biliyordum","senin de diğerlerinden bir farkın yok", "sana güvenilmeyeceğinin daha en başından farkındaydım" gibi ifadelerin altında yukarıdaki süreç yatar.
Kişi kendi bile farkında olmadan "ötekini" kışkırtarak karşılık vermesine yol açar. "Öteki" bu manipülasyona kayıtsız kalamayarak yıkıcı bir oyunun içine çekilir çoğu zaman. böylece kendini gerçekleştiren kehanet gibi kşinin kendisi ile ilgili algısı ve diğerlerinin kendisine nasıl davranacaklarına dair beklentileri onaylanmış olur.
Uzm. Psikolog Hülya Maci


"Geçmişimiz bugünümüz üzerinde ne kadar etkiliyse bugünümüz de geçmişimizi yeniden yapılandırmamızda o denli etkilidir."

Geçmiş yaşantılarımızın özellikle de erken çocukluk yaşantılarımızın bugün hayattaki duruşumuzu şekillendirdiği artık tüm psikoloji kuramlarının ortak paydası. Fakat şu da bir gerçek ki; çocuklukta yaşadıklarımızla kalmıyor deneyimlerimiz ve bu deneyimler sonucunda bambaşka bir farkındalık düzeyine ulaşabiliyoruz. Geçmişe dair anılarımıza geri dönüp bakarken de işte bu yeni farkındalık düzeyinin gözlüklerini kullanıyoruz. Bir zaman bize yaşattıklarından ötürü nefret ettiklerimizi belki de affedebiliyoruz. Çünkü deneyimlerimiz onu daha iyi anlamamıza, onu kendi hikayesi içinde değerlendirebilmemize olanak sağlamıştır. İçindeyken öfkeli, kaygılı, baskılanmış, hayalkırıklığına uğramış, haksızlığa uğramış vs. hissettiğimiz durumları gülümseyerek hatırlayabiliuoruz. Daha da ötesi bizi ne denli zenginleştirdiğini keşfedebiliyoruz.
Tabii tersi de mümkün; çok sevdiğimiz, saygı duyduğumuz, idealize ettiğimiz birinin bize aslında zarar verdiğini farkederek ona karşı öfke duyabiliyor ve pişmanlık duyabiliyoruz. Kendimizi güçlü zannettiğimiz anlarda aslında ne denli zayıf olduğumuzu, zayıflık zannettiklerimizin ne kadar normal olduğunun farkına varabiliyoruz. Siz de bugünün penceresinden geriye dönüp bakınca böyle yüzlerce farklı örnek bulabilirsiniz.
Demem o ki; yaşam serüveni ölüme kadar devam eden kümülatif bir seyirdir.
Uzm. Psikolog Hülya Macit
www.hulyamacit.com