24 Eylül 2017 Pazar

İSTSMAR-II

"Bir İstismar Mağduru: TURNA"

                     İSTİSMAR-II

Çocuğun hem fiziksel hem de psikolojik olgunlaşması için kendisi ile ilgilenen, onu tehlikelerden koruyan ve onun için endişelenen bir bakım verene ihtiyacı vardır. Fakat istismarın hakim olduğu koşullarda bırakın çocuğun bu ihtiyaçlarının karşılanmasını tam tersi bu ihtiyaçları karşılamakla mükellef kişi veya kişiler bizzat tehlikenin kaynağıdır. Bu patolojik şartlar çocuğu sağlıklı gelişim çizgisinden sapma pahasına, hayata tutunabilmek için yıkıcı ama bir o kadar da yaratıcı olağanüstü kapasiteler geliştirmek için zorlar. Çünkü kendini korunuyormuş gibi hissetmesi ve hayatta kalması bu kapasitelerine bağlıdır. Ne dediğimin daha iyi anlaşılabilmesi için geçen sezon yayına giren “Anne” dizisindeki “Turna “ karakterinin yaşam koşullarını örnek verebilirim: küçük karakterin tehlikenin ayak seslerini ne kadar erkenden sezdiğini sanırım fark etmişsinizdir.  İstismarcı çevrede ev çocuk için bir tehlike arenasıdır. Daha da kötüsü çocuk bu içinde bulunduğu tehlikeden kendini korumak için ne yapması, hangi kurallara uyması gerektiğini hiçbir şekilde anlayamaz. Çünkü istismarcı aile ortamında gücü elinde bulunduranın iktidarı keyfi ve kaprislidir. Evde uyulması gereken kurallar tuhaf, tutarsız ve alenen adaletsizdir. Çocuğu en çok korkutan şey de işte bu istismarın tahmin edilemez doğasıdır. Bu daimi tehlike iklimine adaptasyon, daimi bir teyakkuz durumunu gerektirir. Çocuklar gelebilecek saldırıya (sözel, fiziksel veya cinsel) ilişkin uyarı işaretlerini taramak için olağanüstü yetenekler geliştirerek istismarcılarının içsel durumlarını dakikası dakikasına takip etmeye çalışırlar. Öfke, sarhoşluk, cinsel heyecan gibi içsel durumların dışa vurumu olan yüz ifadesinde, seste ve beden dilindeki ince değişiklikleri tanımayı öğrenirler. Bu sözel olmayan iletişim ileri derecede otomatik hale gelir ve genellikle bilinçli farkındalığın dışında gerçekleşir. 
..................................

Peki, çocuk tehlike işaretini fark ettiği zaman ne yapar?

Çocuk, alarmını harekete geçiren tehlike sinyallerinin adını koymaksızın ya da tanımlamaksızın karşılık vermesini öğrenir. Çoğu mağdurun tehlikeye karşı ilk verdiği cevap; mümkün olduğu kadar göze batmaz hale gelmektir. Bunu kimileri kendilerini güvende hissettikleri, sadece onların bildiği özel, gizli bölgelerinde saklanarak yapar. Bu mümkün değilse donup kalmak, sinmek, yüzünü ifadesiz hale getirerek dikkati üzerine çekmekten kaçınmaya çabalarlar. Bu durumun en acıklı tarafı; çocuk mağdur korkunun yarattığı aşırı bir uyarılma durumunu deneyimlerken, iç heyecanlarını herhangi bir şekilde göstermemek için sessiz, hareketsiz ve donuk olmak zorundadır. Çocukluğunda bu tarz yaşantılara maruz kalmış bireylere özgü olan bu paradoksal ruh halini klinikte gözlemlemek çok ilginç bir deneyim yaşatır klinisyene. Seans odasının atmosferinde aynı anda hem bir terör deneyimi hem bir ölüm hareketsizliği hakimdir. Mağdur ile terapist arasındaki etkileşimde istismarcı failin gölgesi hep hissedilir. Ayrıca travma o kadar bulaşıcı bir olgudur ki; buna tanık rolündeki terapist, mağdurun yaşadığı korkuyu, öfkeyi, çaresizliği ve umutsuzluğu daha düşük bir derecede yaşar. Bu noktada terapistin gündüz düşlerine veya rüyalarına sızan mağdurun hikayesiyle birleşmiş imgeler dikkat çekici olabilir.

Şayet saklanmak işe yaramazsa o zaman çocuk otomatik olarak itaat ederek karşısındaki gücü elinde bulunduranın gönlünü yapmaya çalışır. Çünkü çocuk zarar görme korkusuyla –ki; bu bazen kardeşi, annesi vs. bir diğer sevdiğine zarar verileceği endişesini de barındırabilir- tamamen çaresiz olduğuna  ve direnmesinin boşuna olduğuna inandırılır. Yine Turna karakterinin ona sunulan yardım önerilerine karşı nasıl düşünceli hale dönüştüğünü ve reddettiğini hatırlarsınız. Çünkü çocuk bu durumdan kurtulmak için atılan her adımın durumu daha da çıkmaza sokarak kendine veya kardeşine yönelik zararı arttırmaktan başka bir işe yaramayacağına inanır. Çocuğun zihninde istismarcının; onun düşüncelerini okuduğu, atacağı adımları önceden bildiği, hayatını tamamen kontrol edebileceğine dair doğaüstü güçlere sahip olduğu inancı vardır çoğunlukla. Böylece çocuk bir yandan tamamen çaresiz olduğuna inandırılırken bir yandan da bu inanç üzerine bina edilen bir motivasyonla istismarcısına olan sadakatini ispatlamaya çalışarak “iyi çocuk” olmak için çabalar sürekli.
........................................

İstismar mağduru çocuğun çaresizlik inancını pekiştiren önemli bir gerçek de; bu tarz ailelerin sosyal bir tecrit içinde olmalarından kaynaklanır. Bu durum bazen istismarcının olup biteni saklamak ve aile bireyleri üzerindeki mutlak otoritesini korumak amacıyla zorla yaratılırken bazen de istismarcının kabalığı, dürtüselliği ve agresyonu yüzünden ilişki kurulamaz ve insanlar doğal olarak aileden uzak dururlar. Anne dizisindeki istismarcı ailenin insan ilişkilerindeki tutumlarını ve iyi niyetli yardım çabalarına verdikleri püskürtücü tepkileri hatırlarsınız. Bu şartlar altında yaşayan çocuğun sosyal yaşamı yaşananları saklama ve görünüşü kurtarma çabasıyla ciddi şekilde kısıtlanır. Dizinin bir kaç sahnesinde Turna karakterinin yaşadıkları bir yandan görsel olarak sahnelenirken öte yandan fonda bunları anlatan Turnanın yaşananlardan taban tabana zıt çizdiği sahte mutluluk tablosu, çocuğun görüntüyü kurtarma çabasına güzel bir örnektir. Bu yüzden sosyal bir yaşamı varmış gibi görünen çocuklar bile bunu yapay olarak deneyimlerler.

 Görüldüğü gibi çocuk bir yandan gayet reel koşullarda fizik bütünlüğünü korumak ve hayatta kalmak için bir yaşam mücadelesi verirken diğer taraftan da tüm bu yaşananlar içinde ruhsal dengesini korumak için bir dizi psikolojik savunma mekanizması geliştirir. Çünkü tüm yaşanmakta olanlara rağmen çocuk kendisine bakım vereni aklamak ve onunla bağını devam ettirmek için de bir mücadele vermektedir.
...............................

Peki, nedir bu psikolojik savunma mekanizmaları?
Devamı var…

Uzman Psikolog Hülya Macit

Yazının ilk bölümüne aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

"Peki Ensest bireye ne yapar?"
İSTİSMAR-I
https://www.facebook.com/uzmanpsikologhulyamacit/posts/1235360119943587


8 Eylül 2017 Cuma

Peki ENSEST bireye ne yapar? İSTİSMAR-I




Bir magazin gündemiyle odağımıza oturan “Ensest” en derin çatışmalarımızı aktive ettiği için tarih boyunca olduğu gibi bundan sonra da gündemden kolay kolay düşmeyecek. Bu yazı dizisinde amacım toplumda görülme oranı üzerinde tartışmak, hangi kültürel çevrelerde daha fazla olduğunu saptamaya yönelik tartışmak veya hukuki sistemimizde suç sayılıp sayılmadığına dair boşluklar üzerine tartışmak vs. gündemin polemikleri ile boğuşmak değil. Bunun yanısıra psikanalitik bakış açısıyla arzu ve yasak arasındaki sıkışmış varlığın dramını gözler önüne sererek kafaları daha da karıştırmak hiç değil. Amacım “ensest”in ve onu da kapsayan “istismar”ın bireyin kişiliği üzerindeki tahrip gücüne dikkatleri çekmek. Çünkü maalesef etkisi çok yavaş ortaya çıksa da  gerçek bir bireysel-toplumsal değişim ve olgunlaşma ancak ve ancak bilinçlenme ile gerçekleşebilir.
………………………………..
Nedir İstismar?
Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre; en geniş kapsamıyla bir yetişkin tarafından istemli veya istemsiz yapılan, çocuğun sağlığını, fizyolojik, psikolojik, sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlardır. Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal/psikolojik istismar gibi çeşitleri vardır.
Fiziksel İstismar; çocuğun kaza dışı yaralanması, bir yetişkin tarafından ceza, itaate zorlama gibi amaçlarla uygulanan, zaman zaman ciddi boyutlara varan fiziki şiddeti ifade eder.
Cinsel İstismar; cinsel haz amacıyla çocuğa bir başkası tarafından uygulanan her türlü eylemdir. Ensest, tecavüz, çocuğu pornografi ve fuhuş malzemesi yapmak, teşhircilik, cinselliği kışkırtan konuşmalar, cinsel ilişki ya da pornografik film seyrettirme, cinsel organları okşama, oral sekse kadar değişen eylemler cinsel istismar yelpazesi içindedir.
Duygusal/psikolojik İstismar; Çocuğa bakan kişilerin çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini olumsuz etkileyen davranışları ve onun sağlıklı gelişimi için gereken uygun ve destekleyici ortamı sağlamamasıdır. İstismarın bu boyutu çok geniş bir yelpazeye yayılır; bağırma, aşağılama, küfretme, utandırma, tehdit etmeden tutun da ayrım yapma, aşırı baskı-otorite kurma, bağımsızlığını kazanmasını engelleyecek aşırı koruma kollamaya kadar uzanır sınırları. Sanki diğer istismar çeşitlerinden daha masum gibi görünmesine rağmen hem toplumda daha fazla görülmesi hem de bazen altında bilinçsiz bir iyi niyet barındırıyormuş gibi görünmesinden dolayı çok sinsi işleyen bir süreçtir ve klinikte karşımıza çıkan kişilik bozukluklarının altında çok daha fazla gözlenir durumdadır.
…………………………………………………………
Şunu da belirtmek gerekir ki; istismar sadece çocuklukta yaşanmaz tabii ki. Bir insanın diğerine karşı gerçekleştirdiği yukarıda sayılan eylemlerin tümü yetişkinlik hayatında da olsa istismardır. Savaş tutsağı olmak, mahkum olmak, siyasi tiranların zulmü ve baskısı altında yaşamak, ev içi şiddet görmek, iş/okul ortamında cinsel veya psikolojik tacize maruz bırakılmak (mobbing) vs. yetişkinlik hayatında da karşımıza çıkan istismar çeşitleridir.
Erişkin yaşamda bu tarz travmatik yaşantılara maruz kalmak kişiliğin daha önce biçimlenmiş (ya da öyle olduğunu varsaymak istediğimiz) yapısını kemirir elbette fakat çocuklukta bu yaşantılara maruz kalmak kişiliği biçimlendirir ve çarpıtır. Kendini korumak ve bakmaktan aciz, yetişkin bakım ve korumasına muhtaç olan çocuk bu bakım ve korunmanın eksikliğini elinin altındaki gelişmemiş psikolojik araçlarla telafi etmeye çalışır. Çocuk böyle bir paradoksal arka planla dayanılmaz gelişimsel görevlerle karşı karşıya kalır: 
Yaşama adapte olabilmek için tehlikeli veya ihmalkar ebeveyniyle bir bağ kurmanın yolunu bulmak zorundadır. 
Güvenilmez olan diğeriyle arasında bir güvenlik duygusu olduğu inancını geliştirmek zorundadır. 
Onunla ilgilenilmemesine, zarar verilmesine, kaba davranılmasına rağmen kendine dair olumlu bir algı (kendilik) oluşturmak zorundadır. 
Onu yatıştıran, teselli eden biri olmadığı için kendini avutmayı öğrenmek zorundadır. 
İstekleri istismarcısıyla asla çatışmaması gereken bir çevrede inisiyatif yeteneği geliştirmek zorundadır. 
En zoru da bir diğerine yakınlaşmasını imkansız kılan bir çevreden yakınlık kurma yeteneği edinmek zorundadır. 
Bitti mi? hayır…
İstismar edilen çocuğun varoluşsal görevi de bir o kadar çetindir. Düşünsenize böyle merhametsiz/ilgisiz/duyarsız/kifayetsiz/tutarsız bir gücün eline terkedilmiş olduğunuz gerçeğini yaşamanıza rağmen anlam ve ümidi korumak zorundasınız. Çünkü bunu yitirmek bir çocuğun dayanamayacağı kadar amansız bir durumdur. Ebeveynine olan ihtiyacı onu, onlarda bir şeylerin yanlış olduğu o aşikar gerçeği reddetmeye mecbur kılar. Ebeveyninin tüm kabahat ve yerine getirilmemiş sorumluluklarını bağışlamak için ne yapıp edip kendi kaderine bir açıklama getirmek zorundadır. 
Nasıl yapacak bunu???
Devamı var…