8 Eylül 2017 Cuma

Peki ENSEST bireye ne yapar? İSTİSMAR-I




Bir magazin gündemiyle odağımıza oturan “Ensest” en derin çatışmalarımızı aktive ettiği için tarih boyunca olduğu gibi bundan sonra da gündemden kolay kolay düşmeyecek. Bu yazı dizisinde amacım toplumda görülme oranı üzerinde tartışmak, hangi kültürel çevrelerde daha fazla olduğunu saptamaya yönelik tartışmak veya hukuki sistemimizde suç sayılıp sayılmadığına dair boşluklar üzerine tartışmak vs. gündemin polemikleri ile boğuşmak değil. Bunun yanısıra psikanalitik bakış açısıyla arzu ve yasak arasındaki sıkışmış varlığın dramını gözler önüne sererek kafaları daha da karıştırmak hiç değil. Amacım “ensest”in ve onu da kapsayan “istismar”ın bireyin kişiliği üzerindeki tahrip gücüne dikkatleri çekmek. Çünkü maalesef etkisi çok yavaş ortaya çıksa da  gerçek bir bireysel-toplumsal değişim ve olgunlaşma ancak ve ancak bilinçlenme ile gerçekleşebilir.
………………………………..
Nedir İstismar?
Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre; en geniş kapsamıyla bir yetişkin tarafından istemli veya istemsiz yapılan, çocuğun sağlığını, fizyolojik, psikolojik, sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlardır. Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal/psikolojik istismar gibi çeşitleri vardır.
Fiziksel İstismar; çocuğun kaza dışı yaralanması, bir yetişkin tarafından ceza, itaate zorlama gibi amaçlarla uygulanan, zaman zaman ciddi boyutlara varan fiziki şiddeti ifade eder.
Cinsel İstismar; cinsel haz amacıyla çocuğa bir başkası tarafından uygulanan her türlü eylemdir. Ensest, tecavüz, çocuğu pornografi ve fuhuş malzemesi yapmak, teşhircilik, cinselliği kışkırtan konuşmalar, cinsel ilişki ya da pornografik film seyrettirme, cinsel organları okşama, oral sekse kadar değişen eylemler cinsel istismar yelpazesi içindedir.
Duygusal/psikolojik İstismar; Çocuğa bakan kişilerin çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimini olumsuz etkileyen davranışları ve onun sağlıklı gelişimi için gereken uygun ve destekleyici ortamı sağlamamasıdır. İstismarın bu boyutu çok geniş bir yelpazeye yayılır; bağırma, aşağılama, küfretme, utandırma, tehdit etmeden tutun da ayrım yapma, aşırı baskı-otorite kurma, bağımsızlığını kazanmasını engelleyecek aşırı koruma kollamaya kadar uzanır sınırları. Sanki diğer istismar çeşitlerinden daha masum gibi görünmesine rağmen hem toplumda daha fazla görülmesi hem de bazen altında bilinçsiz bir iyi niyet barındırıyormuş gibi görünmesinden dolayı çok sinsi işleyen bir süreçtir ve klinikte karşımıza çıkan kişilik bozukluklarının altında çok daha fazla gözlenir durumdadır.
…………………………………………………………
Şunu da belirtmek gerekir ki; istismar sadece çocuklukta yaşanmaz tabii ki. Bir insanın diğerine karşı gerçekleştirdiği yukarıda sayılan eylemlerin tümü yetişkinlik hayatında da olsa istismardır. Savaş tutsağı olmak, mahkum olmak, siyasi tiranların zulmü ve baskısı altında yaşamak, ev içi şiddet görmek, iş/okul ortamında cinsel veya psikolojik tacize maruz bırakılmak (mobbing) vs. yetişkinlik hayatında da karşımıza çıkan istismar çeşitleridir.
Erişkin yaşamda bu tarz travmatik yaşantılara maruz kalmak kişiliğin daha önce biçimlenmiş (ya da öyle olduğunu varsaymak istediğimiz) yapısını kemirir elbette fakat çocuklukta bu yaşantılara maruz kalmak kişiliği biçimlendirir ve çarpıtır. Kendini korumak ve bakmaktan aciz, yetişkin bakım ve korumasına muhtaç olan çocuk bu bakım ve korunmanın eksikliğini elinin altındaki gelişmemiş psikolojik araçlarla telafi etmeye çalışır. Çocuk böyle bir paradoksal arka planla dayanılmaz gelişimsel görevlerle karşı karşıya kalır: 
Yaşama adapte olabilmek için tehlikeli veya ihmalkar ebeveyniyle bir bağ kurmanın yolunu bulmak zorundadır. 
Güvenilmez olan diğeriyle arasında bir güvenlik duygusu olduğu inancını geliştirmek zorundadır. 
Onunla ilgilenilmemesine, zarar verilmesine, kaba davranılmasına rağmen kendine dair olumlu bir algı (kendilik) oluşturmak zorundadır. 
Onu yatıştıran, teselli eden biri olmadığı için kendini avutmayı öğrenmek zorundadır. 
İstekleri istismarcısıyla asla çatışmaması gereken bir çevrede inisiyatif yeteneği geliştirmek zorundadır. 
En zoru da bir diğerine yakınlaşmasını imkansız kılan bir çevreden yakınlık kurma yeteneği edinmek zorundadır. 
Bitti mi? hayır…
İstismar edilen çocuğun varoluşsal görevi de bir o kadar çetindir. Düşünsenize böyle merhametsiz/ilgisiz/duyarsız/kifayetsiz/tutarsız bir gücün eline terkedilmiş olduğunuz gerçeğini yaşamanıza rağmen anlam ve ümidi korumak zorundasınız. Çünkü bunu yitirmek bir çocuğun dayanamayacağı kadar amansız bir durumdur. Ebeveynine olan ihtiyacı onu, onlarda bir şeylerin yanlış olduğu o aşikar gerçeği reddetmeye mecbur kılar. Ebeveyninin tüm kabahat ve yerine getirilmemiş sorumluluklarını bağışlamak için ne yapıp edip kendi kaderine bir açıklama getirmek zorundadır. 
Nasıl yapacak bunu???
Devamı var…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme